Şu anki halinizden çok zengin biri olduğunuzu hayal edin. Paranız o kadar çok ki çalışmaya bile ihtiyacınz yok. Dünya turuna çıkma kararı alıyorsunuz. Gezinize, hiç görmdiğiniz ve görmeyi çok arzu ettiğiniz  Sahra Çölü’nde başlıyorsunuz. Kalabalıktan sıkıldığınız için bu geziyi tek başınıza yapmanın daha iyi geleceğini düşünerek yanınınızda kimse olmadan geziye başlıyorsunuz. Yanınıza aldığınız tüm yiyecek ve içecekleri bitirecek kadar çok yürüyorsunuz. Ve nerede olduğunuz bile bilmiyorsunuz. Yanınızda ne kimseye ulaşacak bir iletişim aleti ne de hayatınızı devam ettirecek hiç birşey yok.  Zaman ilerledikçe susuzluğunuz artıyor ve etrafta içecek bir damla bile su yok. Tam takatiniz tükenmek üzereyken  biraz ileriden size doğru gelen birini görüyorsunuz. Susuzluğunuzu gidermek için elinde bir matara dolusu su var ancak bunu servetinizin yarısı karşılığında size vereceğini söylüyor. Ne yapardınız? Cevabınız; “Tabi ki evet” ise devam ediyorum. Suyu servetinizin yarısına karşılık alıp içtiniz ve adamla beraber çölden çıkmak için yürümeye başladınız. Gel zaman git zaman içtiğiniz suyun etkisiyle de küçük abdestiniz sizi sıkıştırmaya başladı. Ancak bi türlü ihtiyaç gideremiyorsunuz. Tüm çabalarınıza rağmen bir sonuca ulaşamıyor ve neredeyse mesaneniz patlamak üzereyken   karşınıza biri daha çıkıyor.  Hekim olduğunu, derdinizin dermenının kendisinde mevcut olduğunu ancak bu tedaviye karşılık servetinizin diğer yarısını istediğini söylüyor. Biraz önce su içmek için verdiğiniz serveti, şimdi  içtiğiniz suyu çıkarmak için de  verirmiydiniz? Eğer cevabınız; “Evet verirdim.” ise önce içtiğiniz, sonra çıkardığınız su kadar bile değeri olmayan mal, mülk ve servetinizle övünmeyin, sabır ve şükür ederek elinizdekilerin kıymetini bilin.